Bu blog yazısında, ileri düzey yurtdışı eğitim düşüncesinin psikolojik sonuçlarını keşfedeceğiz.


Neden Doğu Asya toplumlarının güçlü bir kolektivist kültüre sahip olduğu düşünülmektedir? Cevap, Doğu Asya toplumlarının ideolojik temeli olan Konfüçyüsçü düşünce ekolünde bulunabilir. Kolektivist kültürü, Konfüçyüsçülüğü ve bu ikisi arasındaki ilişkiyi daha iyi anlamak için, Qin hanedanlığının Konfüçyüsçü metinlerinde ifade edildiği şekliyle, Konfüçyüsçülerin insana temel bakış açısına bakmamız gerekir. Yurtdışında eğitimin Qin dönemi, Qin'in Çin'i birleştirmesinden önceki ilkel kuruluş dönemidir. Konfüçyüs, Mencius ve Sun Tzu'nun fikirlerine odaklanır.

İlk olarak, bilginler insanları sosyal ilişkiler olarak anlamışlardır. İnsanları ebeveynler ve çocuklar, yöneticiler ve tebaa, kocalar ve eşler, yetişkinler ve çocuklar, arkadaşlar ve dostlar arasındaki ilişkiler içinde yaşarken görmüşler ve insan varlığının sosyal ilişkiler dışında bir anlamı olmadığını düşünmüşlerdir. Bu, bireyin sosyal ilişkilerde "roller, görevler ve düşünceler kompleksi" olarak görülmesine yol açtı ve akademisyenler ilişkileri çoğu sosyal davranışın arkasındaki itici güç olarak gördüler. Ayrıca, birçok sosyal davranışın nihai amacını, kişinin ait olduğu gruptaki diğer kişilerle iyi ilişkiler kurmak ve sürdürmek olarak gördüler.

Daha sonra, skolastikler insanları aktif aktörler olarak tanımlamıştır. İnsanların ahlakın öznesi olduklarının farkına varmaları ve bunu yaşamlarında aktif olarak uygulamaları gerektiğini söylemişlerdir. Başka bir deyişle, arzu edilen yaşam tutumunu aktif ahlaki farkındalık ve uygulama olarak görmüşlerdir. Ayrıca böyle bir hayatı yaşamak için insanın bencil arzularını ve duygularını erdemle kontrol etmesi gerektiğini savunmuşlardır. Bu şekilde insanın kendisini kontrol etmesinin, tüm sorumluluğu kendisine yüklemesinin ve kendisini dizginlemesinin önemli olduğunu söylerler.

Ayrıca insanları sonsuz olasılıklar olarak görmüşlerdir. İnsanları öğretme ve öğrenme yoluyla erdem kazanma ve bu erdemleri sosyal yaşamlarında uygulayarak asker ve aziz olma potansiyeline sahip olarak görmüşlerdir. Buna ek olarak, bilginler insanı birey olarak 'süreçsel ve değişken bir varlık' olarak görmüş ve eksikliklerinin farkına vararak ve bunları öğrenme yoluyla geliştirerek kendini geliştirebileceğini düşünmüşlerdir. Bu anlamda, skolastiklerin kişisel gelişiminin nihai hedefi olan erdem erdemi, yalnızca kişinin kendisi için erdem geliştirmesini değil, aynı zamanda birlikte yaşadığı diğer kişilere de erdem geliştirmeleri için yardım etmesini içerir. Dolayısıyla, bu bakış açısı ahlaki mükemmelliği araması ve başkalarının erdeme ulaşmasına yardımcı olması bakımından hem ahlaki hem de sosyal olarak görülebilir.